İdari İtiraz Sürecinde Zımni Ret Meselesi

Son Güncellenme Tarihi: 11.04.2017 |

İdari İtiraz Sürecinde Zımni Ret Meselesi

İdari İtiraz Sürecinde Zımni Ret Meselesi
ÖZET
Zımni, kelime manası olarak gizli, üzeri örtülü, dolaylı, gizli olarak,
kendiliğinden, içten içe gibi manaları ihtiva etmektedir. Zımni ret ise; idarenin
başvuruları açıkça reddetmeden, sessiz kalması durumunda, mükellefin yargısal
yollara başvurabilmesine imkân tanıyan bir hak arama yöntemi olarak
tanımlanabilir. Yaptığımız bu tanımdan da açıkça anlaşılacağı üzere, zımni ret,
idareye verilmiş olan “Susma” hakkı olmayıp, başvuru sahibinin süre
münasebetiyle mağdur olmaması açısından diğer hukuk yollarını kullanabilme
kolaylığıdır. Diğer yönden Zımni ret, kesinleşmiş bir karar olmadığından,
idarenin bizatihi kendisinin sessiz kalmasını bir hak olarak kullanıp, amiyane
tabirle kulağının üzerine yatarak, hatta zamana oynayarak mükellefin avantajını
kaybetmesine sebep olacak hukuk argümanı olarak kullanılmaması gerektiği
mütalaa edilmektedir. Diğer bir ifadeyle zımni ret, idareye başvuruları cevapsız
bırakma yetkisi vermemektedir. Böyle bir yorum amaca ters düşeceği gibi Anayasaya da
aykırıdır.

GİRİŞ
Zımni ret, hukuk sistemimize, adaletten imtina eden idarenin hareketsiz kalmak
suretiyle mağduriyet oluşturmasını önlemek amacıyla yükümlüye dava açma hakkı tanımak
adına girdiği bilinmektedir. Dava açma süresi, hak arama özgürlüğü ve hukuk devleti
ilkeleriyle bağdaşan anayasal bir güvencedir. İşte zımni reddin çıkış hikayesi de bu nokta-i
nazariyede tecessüm etmektedir. Diğer bir ifadeyle zımni ret, yükümlüye dava açma hakkı
tanıyan bir hukuk enstrümanıdır. Kanun koyucu, İdarenin sessiz kalmak suretiyle,
yükümlünün dava açma hakkını uzatmamak maksadıyla zımni ret kurumunu ihdas ettiği
düşünülmektedir. Buna mukabil zımni reddi açık bir ret kararı gibi telakki eden hukuki
yorumlarda bulunmakla birlikte; bu kararın idare için değil; yükümlünün dava yolunu açması
bakımından kesin bir ret karanın muadili olarak tasavvur etmek gerekir.
Normlar hiyerarşisinin mevcut olduğu bir sistemde, bu hiyerarşide alt düzeyde yer
alan norm geçerliliğini üst normdan alır ve ona uygun olmak zorundadır. Türk Hukuk
sisteminde Normlar Hiyerarşisi şu şekilde sıralanmaktadır: 1. Anayasa, 2. Uluslararası
Antlaşmalar, 3. Kanun, 4. Kanun Hükmünde Kararname, 5. Tüzük, 6. Yönetmelik, 7.
Yönerge, 8. Tebliğ, 9.Genelge ( Tamim/idari emir ), 10. Talimat. Hukuk normları, genel
kanun ve özel kanun veya öncelik ve sonralık ilişkileri göz önünde bulundurularak
belirlenmektedir.
Hükümleri itibariyle herkese veya her olaya uygulanması mümkün olan kanunlara
genel kanun; buna mukabil belli kişilere veya belli olaylara uygulanan kanunlara ise özel
kanun denildiği bilinmektedir. Bu bakımdan konumuza Genel - Özel Kanun ilişkisi
çerçevesinde bakmak gerekecektir. Öncelikle özel kanun olan 4458 sayılı gümrük kanununda
idarelerin itirazlara cevap verme süresinin 30-gün olduğu; karar verme süresi aşılırsa ek süre
verilmesi ve ek sürenin ilgilisine yazılı olarak bildirilmesi gerektiği kanuni bir
zorunluluktur. Gümrük Kanunu özelinde bakıldığında otuz günlük süre içerisinde idarenin
sessiz kalması halinde, zımni ret durumunun oluşacağı söylenebilir. Bu durumda yükümlü
yargı yolunu kullanma hakkını saklı tutmak kaydıyla, kesin kararı da bekleyebilir. Öte
yandan; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 7'nci maddesinin 1'inci fıkrasında;
dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay’da ve idare
mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gün olduğu; hüküm altına alınmıştır.
Hal böyleyken 4458 sayılı Kanunun kendisinde “İdari makamların Sükûtu” na yönelik bir
süre tahdidinin bulunmayışı konuyu genel kanun hükmündeki 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanununa taşımaktadır. Dolayısıyla, Gümrük Kanununa göre yapılan itirazlarla ilgili
olarak idari davaya konu olabilecek işlemlerin oluşumunun, yukarıda açıklanan başvuru
usulleri ve süreleri konusunda özel Kanun niteliği taşıyan, Gümrük Kanunu hükümlerine
göre, bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde ise, genel Kanun niteliğindeki 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanununun 10'uncu ve 11'inci maddeleri hükümlerine göre
belirlenmesi gerekmektedir.
Anılan 2577 sayılı kanunun 10. maddesinin birinci fıkrasında, ilgililerin haklarında
idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara
başvurabilecekleri, 2. fıkrasında ise, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin
reddedilmiş sayılacağı, ilgililerin altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde
konusuna göre Danıştay'a, idare ve vergi mahkemelerine dava açabileceği, altmış günlük süre
içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgilinin bu cevabı isteminin reddi sayarak
dava açabileceği gibi kesin cevabı da bekleyebileceği, bu takdirde dava açma süresinin
işlemeyeceği, ancak, bekleme süresinin başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemeyeceği,
davanın açılmaması veya davanın süreden reddi halinde. 60 günlük sürenin bitmesinden sonra
yetkili idari makamlarca cevap verilirse cevabın tebliğinden itibaren 60 gün içinde dava
açılabileceği kuralı yer almaktadır. Yukarıda altı çizili hüküm dahi tek başına zımni reddin
yükümlüye tanınan yargı yoluna başvurma hakkı olduğunu ispatlaması açısından dikkate
şayandır. Ayrıca anılan kanunun zımni ret ile ilgili 10. maddesinin gerekçesine bakıldığında
dava açma sürelerinin kısaltılması maksadını taşıması, zımni reddin idare lehine değil;
başvuru lehine düzenlenmiş olduğunu gözler önüne serecektir.
3 Mayıs 2016 tarihinde İstanbul Gümrük Müşavirleri Derneğinin tertiplediği
''Gümrüklerde Yaşanan Bölgesel Sorunlar ve Çözüm Önerileri'' konulu toplantıda da zımni ret
meselesi gündeme gelmiş, yaşanan mağduriyetler dillendirilmiş olmakla birlikte Gümrükler
Genel Müdürlüğü’nün 2014/26 sayılı Genelgeleri yürürlükte olduğu müddetçe idare
tarafından uygulanacağı münasebetiyle yükümlülerin zımni ret meselesiyle ilgili her hangi bir
mağduriyet yaşamamaları için ek süreler dahil altı ay içerisinde itirazlarına kesin cevap
alamamaları halinde, hak mahrumiyeti yaşamamak adına yargı yoluna başvurmaları gerektiği
sonucu çıkmıştır.
Hal böyleyken, söz konusu genelgenin sonuç paragrafında konu edilen “Altı aylık süre
içerisinde cevap verilememesi durumu ek süre kullanılmasına rağmen altı ay içinde cevap
verilemediği ve yükümlü tarafından da dava yoluna başvurulmadığının tespit edildiği
durumlarda, yükümlüye herhangi bir tebligat yapılmaksızın, Gümrük Genel Tebliği (Tahsilat
İşlemleri) (Seri No:2) hükümleri çerçevesinde işlem yapılır.” hükmü 4458 sayılı Gümrük
Kanunun Gümrük Mevzuatının Uygulanmasına İlişkin Kararlar başlıklı 6 ilâ 7. Maddeleriyle;
itirazlar konulu 242 ilâ 245.maddeleriyle çeliştiği gibi; Anayasamızın 74 ve 125 inci
maddesine aykırı olduğu dolayısıyla normlar hiyerarşisine uygun düşmediği mütalaa
edilmektedir. Zira dava açma hakkının kullanılması Anayasa’nın 74 ve 125. maddeleri ile
güvence altına alınmıştır. Zımni ret, idare açısından kesin bir ret kararı olmayıp; yükümlüye
dava açama hakkı olarak getirilen ve ancak ve ancak yükümlü açısından kesin karar
muadilidir. Kaldı ki Gümrük kanunun 6. Maddesinde alınan kararların yazılı olarak tebliğ
edilmesi kanuni bir zorunluluktur. Hatta yükümlü lehine verilen bir kararın iptal edilmesi
durumunda bile, karar iptalinin muhatabına tebliğ edileceği hüküm altına alınmışken; zımni
ret meselesi münasebetiyle oluşan hukuki boşlukta muhataba her hangi bir tebligat
yapılmaksızın tahsilat tebliği muvacehesince ödeme emri çıkarılmasının adil olmayacağı
tasavvur edilmektedir.

SONUÇ
İdarelerin, kanun yollarını açıkça mükellefe gösterme, yönlendirme ve açık cevap
verme yükümlülüğü dikkate alındığında gizli kapaklı manasına gelecek zımni işlemlere
tevessül etmemesi daha açık bir ifadeyle vatandaşına tuzak kurmaması beklenir. Alınacak
İdari kararların zımni perdelerle örtülmesi yerine; açık ve şeffaf bir şekilde kanuni mesnetleri
ortaya konulmak suretiyle kesin bir ret tebligatıyla ilan edilmesinin hukuka daha muvafık
düşeceği izahtan varestedir.
Zımni reddin, başvuru sahibinin lehine olarak düzenlenen ve dava açma süreciyle ilgili
bir hak olduğu, idarenin bu argümanı zaman aşımı veya hak düşürücü eylemlerine alet
etmemesi gerektiği değerlendirilmektedir. Dolayısıyla zımni ret, idareye başvuruları cevapsız
bırakma yetkisi vermediği için, idarenin itirazlar karşısında sessiz kalması “kesin ret” kararı olarak
değerlendirilemeyeceğinden hareketle; kesin ret kararı verilmeden yükümlüye ödeme emri çıkartılmasının adil
olmayacağı düşünülmektedir.
Tedaviden önce teşhisin önemine binaen, öncelikle zımni ret meselesi konusunda ortada birsorunun
bulunduğu kabul edilmeli, iş dünyası, gümrük müşavirleri ve onların temsilcileri ile STK ların
doğru bilgilendirilmesi, kamuoyu oluşturulması, konuya dikkat çekilmesi ve mutlaka
Bakanlık nezdinde girişimde bulunulmasının faydalı olacağını düşünmekteyiz. Ayrıca meslek
örgütümüzün duyuruları da dikkate alınarak, sorunun nihai çözüme kavuşturuluncaya kadar
ek süreler dahil altı ay içerisinde itirazlarına kesin cevap alamayan başvuru sahiplerinin
mutlaka süresi içerisinde ilgili mahkeme nezdinde dava açmaları gerektiği mağduriyet
yaşanmaması bakımından ziyadesiyle önemlidir.

Haki DEMİRTAŞ
Yetkilendirilmiş Gümrük Müşaviri
Etiketler
Haki Demirtaş
Yorumlar
İlk Yorumu Siz Yapın
Yorumunuz
Diğer Köşe Yazıları