Berceste

Son Güncellenme Tarihi: 25.07.2017
Haki DEMİRTAŞ

Haki DEMİRTAŞ

Yetkilendirilmiş Gümrük Müşaviri

Yazarın Diğer Yazıları

“Aklın güzelliği dil ile, dilin güzelliği söz ile, kişinin güzelliği yüz ile, yüzün güzelliği göz ile belli olur” der tarihimizin mümtaz mütefekkiri Yusuf Has Hacip. “Berceste”, Divan Edebiyatında söyleyiş güzelliğinin yanı sıra derin anlamlar taşıyan, kolayca anımsanan dize veya beyit manalarını ihtiva etmektedir. Bizde Roman türünün gelişmemesinin en önemli nedeni belki de Divan Edebiyatı ve onun nazım birimi olan beyittir. Zira batılıların yüzlerce roman sayfasında söylemek istediklerini bizim söz ustaları bir beyitte, hatta bir dizede söylemiş ve bitirmişlerdir. Şeyh Galip’in tabiriyle onlar kelama can vermişlerdir. Koca Ragıp Paşa’nın dediği gibi:
“Eğer maksud eserse, mısra-ı berceste kâfidir”
(Eğer maksat eser meydana getirmekse, berceste mısra buna yeter de artar.)
Şüphesiz Türk Dünyasının her alanda zirve noktası 16.yüzyıldır.16. yüzyıl “Türk Yüzyılı” diye de adlandırılır. Bu yüzyılda dört ayrı devlet çatısı altında örgütlenmiş olan Türkler, 85 milyon km2 olan eski dünyanın 40 milyon km2’sini kontrol altında tutmaktadırlar. Sadece Osmanlı İmparatorluğu’nun yayıldığı alanın 19 milyon km2 olduğu hatırlanacak olursa ne demek istediğimiz daha kolay anlaşılacaktır. Bu yüzyılda devrin en önemli eserleri vücuda getirilmiştir. Devletin bütün müesseseleriyle zirvede olduğu dönemdir. Nam-ı diğer muhteşem yüzyıl olarak anılan bu yüzyılın padişahı da batılıların tabiriyle “Muhteşem Süleyman”’dır. Bu manada Edebiyatta da altın çağın yaşandığı devrin 16.yüzyıl olması tesadüf değildir. Edebiyatımızın doruk noktası olarak kabul edilen Baki ve Fuzuli bu yüzyılda yaşamıştır. Divan Edebiyatı olarak isimlendirdiğimiz bu döneme bir nebze ayna tutmak, eski kelimelerin arkasına gizlenmiş muhteşem söz hazinelerini keşfetmek adına, zaman zaman “Berceste” konu başlığı altında edebi mülahazalarımızı, siz değerli okuyucularımızla paylaşmaya gayret edeceğiz.
Bu yazımıza“girizgah” olması bakımından 15.yüzyılın ikinci yarısında yaşamış olan Necati Bey’in aşağıdaki berceste mısraını açıklayarak ve bir Gümrük fıkrası anlatarak iktifa etmek isteriz.

Ayağı yer mi basar zülfüne berdâr olanın
Şevk u zevk ile verir can ü seri döne döne
(Zülfüne (Saçlarına) asılanın ayağı yere mi basar ! Şevkle, zevkle döne döne canını da verir, başını da.)

Divan Edebiyatını anlamak için, eski kelimeleri ve deyimleri bilmek gerekir. Bazen bilmek de tek başına yeterli gelmez, söz konusu kelimenin edebi manasına vakıf olmak gerekir. Bu iki önemli bilgi ve kültür eşiği aşıldıktan sonra ancak Divan Edebiyatının büyülü dünyasına girilebilir. Yukarıdaki beyti şerh ederek daha anlaşılır hale getirmeye çalışırsak:
Ayağı Yer mi basar, bir deyimdir. Sevinçten havalara uçmak anlamına gelir. Asılan insanın ayağı yerden kesildiğinde havada döne döne can vermesi olayından da kinayedir.
Ber-dar olmak asılarak idam edilmek demektir. Ayrıca Divan şiirinde sevgilin zülfü ile âşığın gönlü arasında sıkı bir ilişki vardır. Zülüf şekil olarak ipe benzediğinden şairler, sevdası uğrunda can veren aşığı, genellikle sevgilinin zülfünde idam cezasına çarptırılan bir mahkum olarak tasvir etmişlerdir. Resmin görünen yüzü bir idamlığın infazı ise de, perde arkasında aşığın gönlünün sevgilinin zülfüne takılması ve sevincinden uçmasıdır. Aşıko kadar sevinir ki; sevinçten ayağı yere değmez. Deyimlerin olduğu beyitlerde her zaman bir kinaye (sözü hem hakiki, hem de mecazi anlamı içerecek şekilde kullanmak)den dem vurulabilir.
Beyitte, âşıkların sevgili uğruna zevkle canından vazgeçebilecekleri tasvir edilmekle birlikte, fizik kanunu olarak asılan insanın döne döne ölmesi, can vermesi gerçeğine de ima ve işarette bulunulmuştur.

GÜMRÜK MEMURU VE TEMEL

Trabzon Rize arasında bir zamanlar gümrük varmış.

Temel her gün bisiklet ve önünde bir kum torbasıyla gümrükten geçermiş.

Bir gün Gümrük memuru bu durumdan kuşkulanmış.

Temel’e: Dur ne geçiriyorsun gümrükten demiş.

Temel Kum demiş.

Memur kum torbasına elini sokmuş karıştırmış gerçekten sadece kum varmış torbada.

Bu olaydan sonra Temel yıllarca gümrükten bisikletle önünde kum torbası olduğu halde geçmiş.

Yıllar sonra Trabzon’da bir kahvede Temelle gümrük memuru karşılaşmış.

Gümrük memuru ula Temel artık emekli oldum sana bir şey yapamam gerçekten ne geçiriyordun gümrükten? demiş.

Temel: Bisiklet, demiş.
Temel Bisiklet Tüccarıymış…

MÜŞAVİR

Dolaylı temsille sarılıp işe
Sabahın köründe kalkar müşavir
Kahvaltı ne demek; öğleni bilmez
Bir öğünle durur, yaşar müşavir

Sabah erken çıkar görmez güneşi
Akşama beyhude bekletir eşi
Ne kadar uğraşsa bitmez ki işi
Zamanı zamandan çalar müşavir

Mesnet edip, mevzuatı araya
Çözer sorunları dizer sıraya
Dış Ticaret denen onmaz yaraya
Derman olur parmak basar müşavir…

Haki DEMİRTAŞ (Yetkilendirilmiş Gümrük Müşaviri)
Yorumlar
İlk Yorumu Siz Yapın
Yorumunuz
Diğer Köşe Yazıları