Minibüsünü Satan Bilge

Son Güncellenme Tarihi: 11.07.2020


Sanırım bu sıralar ikinci dalga stresi yaşıyor herkes. Haksız da sayılmaz böyle düşünenler. Tespit edilen yeni vaka sayısı halen 1.000’in üzerinde. Dünyada daha vahim tabloların yaşandığını duydukça daha çok tedirgin oluyoruz. Tedbiri elden bırakmamak oldukça önemli. Düğün dernek, asker uğurlama, eğlence. Bunlar gerçekten bekleyebilir. Bir çok davranış biçimimizi ‘bize bişey olmaz’ felsefesiyle belirliyor olabiliriz. Fakat bu sefer başka. Bu sefer size ve dolayısıyla bize bişey olabilir. Kimseye bişey olmasın. Lütfen biraz daha özveri…

Bu noktada bir durumun altını çizmek istiyorum. Toplu taşıma. Her akşam bir minibüsten kaç kişi indiğini teker teker hep birlikte sayıyoruz. 1, 2,3,….20, 21,22,….. 33, 34, 35 !!! Bir minibüste 35 kişi. Şehirler arası yolcu taşıyan otobüsler 44 kişilik sanırım! Burada bir minibüsten 35 kişinin bulunması mı şaşırtıcı olan sizce? Benim cevabım hayır. Pandemi şartlarında bir minibüsten 35 kişi iniyorsa sizce Pandemisiz bir dünya da o minibüse kaç biner? Bu denklemin cevabını hepimiz biliyoruz diye düşünüyorum. Bir kısmımız fiilen o minibüse bindiği için diğer kısmımız o minibüsün yanından geçerken burnu cama yapışmış yolcuyu görüp ‘acaba içerde kaç kişi var’ diye düşündüğü için, biliyor bu manzarayı. İstanbul’un emekçi ailelerinin yaşadığı bölgelerinde yada oralara yakın oturanlar/çalışanlar bu manzaraya şaşırmıyor.

Ee sonuç? Bunları zaten biliyoruz, konuya gel diye geçiyor insanın içinden, biliyorum. Bana da oluyor arada bazı yazıları okurken. Konuya hemen gelelim efendim. Yaşanan repliği aktarayım önce;

- Ayakta yolcu almıyoruz.
- Nasıl almazsın kardeşim işe nasıl gidicez. Senden önce 3 araba geçti…
- Arkadaşım Polis ceza kesiyor.
- Kesemez abicim, nasıl ceza kesiyor? Götürsün o zaman beni işe. Hayret bişey ya..
- Tamam gel (Allah kahretmesin yaa). Bari polis görürsen çök, görmesin.
- Tamam.
- Müsait bir yerde inecek var.
- Ablacım biraz ilerde bıraksam olur mu? Bak insanlar bekliyor. Durursam hücum edecekler şimdi.
- Olmaz kardeşim, işe geç kaldım. O kadar yürüyemem, hastayım zaten.
- Hay Allahım ya.. Buyur müsait bir yer.
- Binmeyin abicim! Binmeyin ya. Kardeşim iner misin?
- Ya yürü birader ya, işe gidicez. Kimse almıyor kaç araba geçti. Öldürsen inmem işe gidicem. Kaç saattir bekliyorum.
- İşten atacaklar sizin yüzünüzden.
- 34 M .. minibüs çek sağa.
- Buyur komserim.
- Kardeşim biz size ne diyoruz? Ne bu arabanın hali?
- Komserim valla kimseye laf anlatamıyoruz, biniyorlar.
- Sen sütten çıktın yine dimi? Ver evrakları..

Bu gerilim senaryosu her sabah ve her akşam yaşanıyor maalesef. Peki burada suçlu kim?

İşe gidebilmek için minibüse zorla binen yolcu mu?
Hayır.
Arabaya fazla yolcu alan minibüsçü mü?
Hayır.
Minibüse ceza kesen Polis mi?
Hayır.

Kimse suçlu değil ama ortada ödenmesi gereken bir ceza var? Ne ilginç!
Şaşırdık mı?
Hayır.

Ben kendi adıma kimsenin suçlu olmadığı ama ödenmesi gereken cezaların olduğu durumlara çok alışkınım. ‘Ben yazayım sen mahkemede çözersin!!’ Tanıdık geldi mi? Hani derler ya ‘eşşekten düşeni eşşekten düşen anlar’ diye. Bu durumda minibüsçü arkadaşları en iyi Gümrük Müşavirleri namı diğer ‘Gümrük(çü)ler’ anlar diye düşünüyorum. (‘Bizi benzete benzete minibüsçüye mi benzettin’ diyen meslektaşlara şimdiden teessüf ediyorum.)

Neden mi?

Minibüsçü arkadaşların araçları çok kalabalık. Gümrük Müşavirlerinin de masası. Bir minibüsten 35 kişi iniyor. Gümrük Müşavirinin masasında ise Müşteriler, Bakanlıklar, Genel Müdürlükler, bu makamlara bağlı operasyon müdürlükleri (TSE, Tarım vb),Gümrük İdareleri, Konsolosluklar, Ticaret Odaları, Sanayi Odaları, İhracatçılar Birlikleri vs. vs… neredeyse 100’e yakım kurum bulunuyor, üstelik hiçbiri de müsait bir yerde inmiyor!

Sizin anlayacağınız ne sosyal mesafe ne de maske!

Hemen hepsi ‘hem şoför mahalli, hem yirmi beş kuruş, hem de çeşme başında dur da emmimin gızını görim’ diyor.

Şimdiye kadar, ‘yeter artık, yapılmaz bu iş, bırakıcam mesleği’ diye hiç düşünmemiş bir Gümrük Müşaviri olmuş mudur, bilemiyorum. Belki vardır! Fakat ben henüz kendileriyle tanışma fırsatı bulamadım.

Minibüsçü arkadaşlardan kafası atanlar satıyor minibüsü, gidip domates salatalık yetiştiriyor. Bizde bu da yok! Yani kafamız atsa bile ‘minibüsünü satan bilge’ olamıyoruz!

Değerli meslektaşlarımın halen gülümseyerek işlerine devam edebilmelerini Stockholm Sendromu yaşandığını düşünerek açıklaya biliyorum. Sizi anlıyorum! Haklısınız!!

Bu gün fonda bir zamanların dillere pelesenk olan bir Orhan GENCEBAY şarkısı var. Şarkıyı ‘haklı ama her halükarda faturayı ödemek zorunda olan’ meslektaşlarıma armağan ediyorum.

Haklısın haklı
Bence sen de haklısın

Hak aranır eğer varsa
Aranıpta bulunursa
Kimin hakkı kimde kalır
Eğer razı olunursa

Haklısın haklı
Bence sen de haklısın

Herkes ben haklıyım diyor
Haksız olan kimdir
Herkes en çok bana diyor
Razı olan kimdir

Erdem İLBEYİ

  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

   

 

 

Etiketler
Erdem İLBEYİ
Yorumlar
İlk Yorumu Siz Yapın
Yorumunuz
Diğer Köşe Yazıları