Online Alışverişte Bu Aşkın Karşılığı Yok, Mektuplar Hep Tek Taraflı

Son Güncellenme Tarihi: 16.05.2019
4458 sayılı Gümrük Kanununun bazı maddelerinin uygulanmasına ilişkin, 15 Mayıs 2019 Tarihli Resmî Gazetede 1111 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile bazı değişiklikler yapıldı. Bu değişiklikler 15 gün sonra yürürlüğe girecek olup özetle şunları içermektedir.

Düzenlemeyle;

• Türkiye’ye posta ya da hızlı kargo yoluyla gelen, bedeli gönderi başına toplam 22 Eur'u geçmeyen eşyaya uygulanan gümrük vergileri muafiyeti kaldırılmıştır.

• Bedeli 150 Eur’u geçmeyen Kitap ve Basılı Yayına tanınan muafiyet hariç olmak üzere, bu kapsamda gönderilen hediyelik eşyalar için muafiyet uygulanmayacaktır.

• Kıymeti 1500 Eur’u geçmemek şartıyla, posta veya hızlı kargo yoluyla gelen Kitap veya Benzeri Basılı Yayın için %8 olan tek ve maktu vergi %0’ a indirilmiştir.

• Miktarı brüt 30 kilogramı ve değeri 1500 Avro'yu geçmeyen ihracat rejimine konu eşyanın, limitlerini 10 katına kadar artırmaya Ticaret Bakanlığı yetkilendirilmiştir.

• Yolcu beraberi kişisel eşya listesinde değişiklik yapılarak, Cep telefonu (yabancı misyon mensupları hariç) iki takvim yılında 1 adet getirilebiliyorken;


Yeni Cep Telefonu Düzenlemesiyle;

 Cep telefonlarının yolcunun kimlik numarasına kayıtlı hatlarda kullanılma zorunluluğu getirilmiştir.

 İki takvim yılında 1-adet getirilme hakkı; üç takvim yılında 1 adet olmak üzere değiştirilmiştir.

Bu değişiklikler içinde toplumca en bilinen ve kullanılan olanı, daha öncede kademeli olarak kıymeti düşürülen 22 EUR’luk vergisiz eşya getirebilme ve pasaport kayıtlı cep telefonu edinme uygulamasıydı.

Ulusal mevzuatımızda yaptığımız bu değişiklik toplumun belli kesimi ve hatta Uluslararası belli çevrelerce sempatik bulunmuyor/bulunmayacak olabilir. Hatta Uluslararası bazı antlaşma ve protokoller gereği karşılıklı yaptırımlar içerisinde bile bulabiliriz kendimizi.

Hızlı kargo ve posta ile alışveriş trafiğimizin yoğun olduğu ülkeler üzerinden yorum geliştirmek gerekirse; Bilindiği üzere bizim Çinlilerle öteden beri akrabalık bağlarımız olduğu söylenmektedir. Bir kısım bölgelerinde dilimize yakın lisanlarında konuşulduğu doğrudur. Ticaret olarak da birbirimize sempati duyduğumuzda açık bir gerçektir.


Bu sempatinin vermiş olduğu rahatlıkla, Çinli dostlarımızla ticaret yaparken akraba usulü samimi sohbetler yaptığımız, sosyal medyada da espiri konusu bile olmuştur. Geçtiğimiz aylarda sosyal medyada epeyce dolaşmış bir paylaşım vardı, bilmem hatırlar mısınız. Alışveriş yapma grubuyla Çin'e giden heyetimiz, gezip dolaştıktan sonra yemek saatinde Çinlilerin misafiri oluyor. Menü de domuz eti, … vs kimine göre yenmesi inancı gereği günah sayılan bazı ürünler bulunuyor. Çinli dostlarımız da akrabalığın vermiş olduğu misafirperver duygularla ve heyeti güzel ağırlayabilmek adına, fiyatları da biraz pahalı olan bu yemekleri tavsiye ediyor. Heyet içerisinden birkaç kişi "Onlar bize göre yenmesi günah olan şeyler, yiyemeyiz" deyip reddediyor ve geleneksel yemeğimiz nohutlu pirinç pilavı ile günü geçiştiriyor.

Yemek sonrası, alışveriş ürünlerinin siparişi aşamasında, pilav ve nohutun dayanılmaz rehavetiyle akrabalığın vermiş olduğu güçlü bağlarla da alınacak ürünlerin üzerine, dünyaca ünlü çeşitli markaların isimlerini ekletmek istemişiz. Yani marka hakkı bizde olmayan, isim babası bizim olmadığımız ismi, logoyu, kendi ürünlerimiz üzerine ekletmek istemişiz. Hemen kötü niyet algılanmasın. Asla art niyet yok. Tamamen turizm ve marka reklamına katkıda bulunmak amacımız. Bunun üzerine Çinli tüccar akrabamızdan; "Sizde domuz eti yemek günah ama markayı çalıp satmak günah değil galiba" diye bir cevap gelmiş. Bunun üzerine sizce o tüccarla akrabalığımız bitmiş midir? Tabi ki hayır. Nüfusu milyarla ifade edilen bir ülkede tabi ki her Çinli bizim akrabamız olmayabilir. Düşmüşüz yollara elimizde güllü lokumu başka bir akraba arıyoruz. Shanghai senin Quanzhou benim…

Akrabalık ilişkilerimizi bu kadar samimi ve yalın ifade ettikten sonra konumuza gelecek olursak; Muafiyetin kaldırılması iktisadi temelleri olan bir karardır, elbette siyasi bazı sonuçlar da doğurabilir.

Sebepleri arasında yaklaşık 3 Milyon Euro vergi kaybını önlemekte olabilir. Bu konuda diyebileceğimiz çok bir şey yok, otoritenin kararıdır, saygı duymalıyız.


Temel sorun aslında biziz. Millet olarak, genel toplumsal değerlere uymayı, birbirimizin ve kamunun hakkına saygı duymayı bilmiyoruz. Sürekli kurallarla, cezalarla yönetilmeyi, başımızda her zaman bir sopa olmasını biz istiyoruz aslında. Bir başkalarının arka bahçesinden dolaşıp meyve çalmayı kısa günün karı sanıyoruz. İnsanları, kamu otoritesini ve hatta küçük boylu çekik gözlü akrabalarımızı kandırmayı bile marifet sayıyoruz. Tüm bunların sebebi şu aslında, Toplumsal cehalet, kibir, düşkünlük...
Kanun maddelerindeki değişiklikte çoğu kişiyi mutsuz eden kararlar yayımlandı elbette. Yaşlı amcamızın kimliğiyle son model telefon getirip hava atamayacağız belki, üstünde 5 harfli çakma markalı çantamızla, yakasına logosunu kendimizin iliştirdiği dünyaca ünlü bir ceketle vs bir sürü, kalitesinin kendisinde değil kullamında olmasını arzuladığımız ürünlerimizle sosyetede flaş patlatamayacağız belki. Ama olsun, bu değişiklikle kitaptaki vergi sıfırlanmış. Bence en büyük kazanç bu. Siparişlerimiz bundan sonra kitaplar olur belki.

Özetlemem gerekirse; nitelikli insanlar olursak, çağa, topluma uygun ahlaki bir yaşam biçimimiz olursa, emin olalım hiçbir anlaşma bozulmaz, cezalar olmaz, başımızda da eli sopalı kadı gücü olmaz.

Ha bir de okursak ve çağa ayak uydurursak şu olmaz. Teknolojik olarak yazışmak yerine, mail, chat kullanmak yerine, yılda 3 milyon mektup aldığımız ÇİNli arkadaşlarımız da olmaz.

İtiraf edelim ve birbirimizi kandırmayalım. Çinli sevgilimizle yaşadığımız bu aşkın karşılığı yok, onlar bizim akrabamız değil, çünkü MEKTUPLAR HEP TEK TARAFLI.

Sevgi ve selamlar.
Erdinç ÇİL

Kaynak: Anonim/Doğaçlama
Yorumlar
İlk Yorumu Siz Yapın
Yorumunuz
Diğer Köşe Yazıları