TABA Yönetim Kurulu Üyesi Gümrük Lojistik Komite Başkanı Süleyman Ecevit SANLI ile Röportaj

TABA Yönetim Kurulu Üyesi Gümrük Lojistik Komite Başkanı Süleyman Ecevit SANLI ile Röportaj
TABA Yönetim Kurulu Üyesi Gümrük Lojistik Komite Başkanı Süleyman Ecevit SANLI, Türk - Amerikan dış ticaretini ve Gümrük personelinin çalışma koşullarını konuştuk. Röportajımızı aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz, keyifli seyirler.



Süleyman Ecevit SANLI kimdir, bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
 İsmim Süleyman Ecevit Sanlı. 1973 Tarsus doğumluyum. İzmir'de Maliye okudum ardından Anadolu Üniversitesi'nde İşletme ardından yüksek lisansımı Marmara Üniversitesi'nde Mali Hukuk alanında tamamladım. 25 yıla yakın Gümrük Teşkilatı'nda memur ve muayene memuru olarak görev yaptım. Son 7 senesinde Gümrük Muayene Memurları Derneği'nde yöneticilik deve başkanlığını da yaptım. Onur ve gururla yürüttüğüm bir görevdi. Şu anda Narin Gümrük Müşavirliği'nin Genel Müdürlüğü'nü yürütüyorum. Aynı zamanda Türk Amerikan İş Adamları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Gümrük Lojistik Komite başkanıyım. Evli ve 3 kız babasıyım onu da belirtmiş olayım.

Halkalı Tekstil İhtisas Gümrük Müdürlüğünde Çalıştığınız Dönemden Bahseder Misiniz?

Küçükçekmece Gölü'nün kenarında Devlet Demir Yolları Hizmet binasında gayet samimi bir ortamda memuruyla, muayene memuruyla, idarecisiyle, mükellefi ile görev yaptım, aile gibiydik. Çok daha samimim sıcak ortamlar vardı. Empati yüksekti, anlayış yüksekti. O zamanlar sayısal eksikliğimiz olduğu halde bunu uzun saatler çalışarak telafi edebiliyorduk. Birçok arife gecesi Bayram namazına arkadaşlar ile beraber gittiğimi hatırlıyorum. Türkiye'nin büyüdüğü ihracatta ve ithalatta güzel rakamların büyümelerin olduğu dönemlerde o etki ile güzel işler güzel etkiler yapıyorduk. Güzel diyaloglar, güzel arkadaşlıklar, güzel kardeşlikler oluşmuştu.

Muayene Memurluğu ve Gümrük Müşavirliği Mesleğini Bilen Biri Olarak İki Meslek Arasında Nasıl Bir Değerlendirme Yaparsınız?
Memur ve muayene memuru olmadan önce ben zaten çocuk yaşta da Mersin limanında iş takipçiliği yapıyordum. Masanın o tarafından kamu tarafına geçmiş bir adamım. Bu yüzden daha anlayışlı bir mesleki süreç izlediğimi düşünüyorum. Böyle de tepkiler aldım daha doğrusu. Müşavirlik ve iş takibi mesleğinin ne denli zor meşakkatli, yağmur, çamur, yaz, kış, gece, gündüz demeden olduğunu bilen bir adamım. Sonrasında tekrar deneyimlediğimiz zaman tekrar, masanın bu tarafına geçtikten sonra evet müşavirlik oldukça zor bir meslek, işin açıkçası koruması az. Yasalar karşısında müteselsil sorumlusunuz. Vergi taahhüdü sorumluluğunuz var. Bunun karşısında aldığınız ücret bunun karşılığı değil. Şu anda gümrük müşavirliği şirketi sahibiyim gönül ister ki personele daha fazla imkanlar tanıyasın. Daha fazla şeyler verebilesin çünkü emek ürünü bir sektör. Bu anlamda gelirinin yasal olarak arttırılması ve korunması gerekiyor. Müşavirlik çok değerli bir meslek. Ülkemizin jeopolitik konumu da ele alındığında doğunun batısı, batının doğusuyuz. Ne doğulu ne batılıyız. Haliyle Gümrük Kanunumuz olsun ithalat rejimimiz olsun, kaçakçılıkla mücadele kanunumuz olsun doğu sınırları göz önünde bulundurularak çıkarılmış kanunlardır. Ama bununla İstanbul'da yüzleşiyoruz. Baktığın zaman paradoksumuz da var. Şimdi bu denli yoğun bir risk altındaki bu mesleği tabi ki gümrük müşavirliği mesleğinin yapılanması ve güçlü kalması gerekiyor. Bunun zaman için oda ile korunması gerekiyor. Kendi mesleki disiplin ve prensiplerini koruyabileceği, geliştirebileceği, alttan adam yetiştirebileceği bir meslek olmalı. Şu anda yetişmiş insan sıkıntısı çok çekiyoruz. İthalat, ihracat müşteri temsilciliği için yeni mezun arkadaş çok tabi ki almak istiyoruz, değerlendirmek istiyoruz ama bu konuların da Oda şemsiyesi altında, müşavir dernekleri şemsiyesinin altında yapılması gerekiyor. Türkiye'de doğrudan temsil yetkisi de var. Bizim yaptığımız iş dolaylı temsil. Ama her yıl gümrük müşavirlik tarifelerine, asgari ücret tarifelerine doğrudan temsil hakları olmasına rağmen iş dünyasının bu denli karşı çıkmasını ellerini doğrudan taşın altına sokmak istemediklerine algılıyorum. Araya mutlaka bilen birini yerleştirmek istiyorlar ki doğrudan temsil firmalarının bile zaman içerisinde dolaylı temsil gümrük müşavirliği eline döndüğünü de mesleki süreçlerimiz içinde izledik. Türkiye şartlarında zor bir meslek.

Dernekleşmenin Muayene Memurluğu Mesleğinde Bir Kimlik ve Aidiyet Duygusu Yarattığını Düşünüyor Musunuz?
Neticede Muayene Memurları Derneği bir STK. Tabi ki STK’lar üyeleri ile güçlüdür. Üye profili ne kadar güçlü ise STK'da o kadar güçlüdür. İlk çıkış dönemlerinde muayene memurlarının haksız yere suçlanmaları olur olmaz yerlerde hakarete uğramaları, mesleki risklerini anlaşılmaması ve göğüslenmemesi, ücret sorumluluk dengesinin olmaması, sonradan karşılaştıkları konular, rotasyon başta olmak üzere ailelerin bölük pörçük hale getirilmesi gibi, özellikle manevi yoksunluklardan bir araya gelinmiş bir birimdir. Bunda devreler ve usta çıraklar önemli yer teşkil ediyordu. Muayene Memurları Derneği'nin zaman içerisinde durduk yerde etkisinin düşürüldüğünü düşünmüyorum ben. Müdahalelerle düşürüldü maalesef. Şimdi Gümrük müşavirliği mesleği diyoruz değil mi? Meslektir. Bir mesleğin olmazsa olmazı nedir bir sanat, bir zanaat icra etmesidir. Mesleki bilgi, görgü ve tecrübenin aktarımıdır. Bu iş usta çırak ilişkisi ile yürür. Müşavir olsun, müşavir yardımcılığı stajı olsun, Gümrük Kanunu'nda bu çerçevede staja tabi tutulmaktadır. Doğrudur da. Muayene memurluğu ise usta çırak ilişkisi ile yetiştirilmesi gereken bir meslek. Devletin A sınıfı kadrosunda yer alması gereken, ekonomik aktörlerin başında olmasına rağmen, Maliye Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı'nın uzmanlığa geçmesi, personelini bu anlamda daha fazla korumacı tavırlar alması izdüşümleri pek fazla gümrük teşkilatında yaşanamadı. Düşünün doğuda da göreve başlayabiliyorsunuz, batıda da başlayabiliyorsunuz. Emekli olana kadar sayısız yer geziyorsunuz. Aile birliğiniz yok ve zor zamanlar geçiriyorlar. Sosyolojik ve ailevi problemleri oluyor. Bu zamanla babacan idareciler ile karşılıklı anlayış çerçevesi ile giderilebiliyor. Zaman içinde Muayene Memurları Derneği'nin sürekli ivmelenmek istemesi, en azından uzmanlık alma konusunda ki ben bu fikri destekliyorum. Sadece muayene memurları değil, 4 yıllık fakülte mezunu muhafaza memurları da uzman olmalılar. Aynı şekilde muayene memuru, muhafaza memuru haricinde yine 4 yıllık fakülte mezunu gümrük memurları de gelir uzmanı olmalı. Çünkü diğer bakanlıklarda bunun izdüşümleri var. Maliye Bakanlığı'nın, Ekonomi Bakanlığının, Kalkınma Bakanlığının bu anlamda uzmanlaşmaya gittiğini izliyoruz. Gümrük teşkilatı çok değişti. Muhteşem bir modernizasyon var. Son yıllarda yapılan ekonomik açılımlarda Gümrük ve Ticaret Bakanlığı'nın birçok bakanlığın çok çok önünde gittiğini gözlemliyoruz. Bu anlamda yöneticileri tebrik ederim. Özellikle bilişim modernizasyon çalışmalarında birçok Bakanlığın çok çok ötesinde. Binalara, alt yapıya, teknolojiye gösterilen bu özenin gümrük personeline de gösterilmesi gerekiyor. Sayısal olarak arttırmaktan ziyade bu mesleği daha nitelikli hale getirecek uygulamalar olmalıdır. 2000'li yıllarda gümrük personelinin ekseriyeti maliye okulu mezunu, gümrük işletme mezunu arkadaşlardan veya doğrudan alımlar yapılıyordu. Gümrük İdare Amirleri mükelleflerin işlerini kolaylaştıran kadrolardan çok fazla evrildi. Bu süreç daha sonra sadece KPSS'ye indirgenince tabi ki haliyle bir aidiyet bağı koptu. Gümrük işletme okuyan bir insan kendini birinci sınıftan itibaren gümrük camiasına ait hissetmeye başlar. 2 yıllık az bir zamanda bile olsa. Bu nedenle bunun alt yapısına değinmek gerekiyor. Örneğin gümrük teşkilatının personel alımının KPSS'nin dışına çıkarılması gerekiyor. Çok başarılı gümrük işletmeler 4 yıllık gümrük akademilerine çevrilebilir. Buradan personel ihtiyacı giderilebilir. Gümrük teşkilatı aynı zamanda yarı seküler, üniformalı bir kuruluştur. Aidiyet duygusunun öğrenim aşamasında başlaması gerekir. Usta çırak ilişkisi de o günlerden itibaren başladığı zaman, aidiyet duygusu yüksek, teknolojik alt yapısı uygun mutlu personel olmalı.

Bize Biraz TABA’dan Bahseder misiniz?
Türk Amerikan İş Adaları Derneği TABA, merhum Cumhurbaşkanımız Turgut Özal'ın 1987 yılında teşvikleri ile kurulmuş. Bakanlar kurulu kararı ile kamu yararına kurulmuş bir dernek. 1991 yılında Amerikan Ticaret Odasının da Türkiye'yi bünyesine alarak faaliyet göstermeye başlıyor. Bu Türk Amerikan ticari ilişkilerini geliştirme amaçlı. Arka kapı diplomasisi dediğimiz bir şey vardır. Ticaret kanallı yapılan müracaatlarda dilediğinizi, istediğinizi daha rahat alabilirsiniz. Ülkenin harici ve siyasi alamadığı birçok şeyi ticaret dostu bakış açısıyla aldığınız zaman daha rahatlıkla elde edilebilir. Keza Turgut Özal 1980'lerde Japonya'da ihracata dayalı büyüme modelini görüyor. Daha sonra dış ticaret sermaye şirketleri olsun birçok konuda ihtisas oluyor. Dönemin devrimleri. Bu kapsamda 1987 yılında TABA'yı organize ediyor. Muhteşem bir çalışma oluyor. Amerikan senatörlerinin kurulması, Türkiye seyahatlerinin ayarlanması, Cumhurbaşkanlarımızın oradaki lobi faaliyetlerine dahil olması, Amerikan Senatosu'nda Turkish Cultos'un kurulması, bunlar ciddi atraksiyonlar. Ancak 2000'li yıllardan itibaren ülkemizde yaşanan gelişmeler nedeniyle 15 Temmuz sonrasında gayri milli olduğu anlaşılan bazı organizasyonların önü açılmak için maalesef yıllarca etkisiz bırakılmış. Etkisizleştirilmiş veya bilerek rol çaldırılmış örgüt. Esasında uyuyan bir balina diyebiliriz. Türkiye'nin bu tarz değerli organizasyonları var bunların yeniden, ülkeyi daha dışa dönük daha sağlıklı zeminlerde ülke menfaatlerini ön planda tutarak da faaliyetler yoğunlaşması gerekiyor. Geçmişte çok güzel çalışmalar yapılmış son zamanlarda da çok güzel çalışmalar yapılıyor. Zor zamanlarda önemli işler yapıldı bunun emareleri bugün ulusal medyada gözlemleniyor. Amerikan vize yasağının kalkması, Amerika’nın koyduğu yasağın yumuşaması, sonrasında kısmen açılması ve bugün tamamen kaldırılması başta hükümetimiz olmak üzere dış işlerimizin, daha sonrasında önemli STK'ların önemli faaliyetleri ile de gerçekleşti. Mesela ne yaptık? TABA olarak 76 civarında Amerikalı senatöre ki Amerikan siyasi denkleminde senatörlerin ağrılığı çok farklıdır. 76 senatör ile temasa geçildi, Türkiye'deki başkonsolosluklarla görüşmeler yapıldı. Bunlarla ilgili gerekli bilgi alışverişlerinde bulunuldu. Sonrasında bunun yumuşatılması ve önü açılması ile ilgili çeşitli ticaret lobileri yapıldı. Bizim de şu anda bir heyetimiz New York'ta. BM ziyaretlerinde de başta cumhurbaşkanımıza eşlik etti bugünler de vize krizini açılmasında önemli etkiler hissediliyor. ABD önemli.

TABA Dernek Olarak Birleşmiş Milletler Genel Kurul Görüşmelerini Takip Etti mi?
BM heyetine giderken cumhurbaşkanımız kendi heyetiyle gidiyordu. BM çok fazla STK'ların katıldığı veya katılması gereken bir konsept değil. Amerika ziyaretlerinde eşlik edilmeye gayret ediliyor. Hassas dönemlerden geçiyoruz. 2012 yılında Türkiye'nin yüzüncü yıl hedefleri konulduğunda ekonomik bağımsızlığa giden, Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün de altını çizdiği ekonomik bağımsızlık olmadan tam bağımsızlık olmaz düsturuna da uygun hedefler olmasına rağmen 2012 yılında bu hedefler konduktan sonra, ülkemiz birçok konjonktürel sıkıntıya ve birçok garabet sıkıntılara maruz ve mağdur bırakıldı. Bunu doğru okumak lazım. Bizim heyetimizi uzun zamandır ABD'de, gidiş gelişler de olmasına rağmen şu an tüm heyetler orada. 2002 yılındaki ihracat rakamlarımıza baktığımız zaman 2012 yılındaki rakamlar ile karşılaştırdığınız zaman senelik yüzde 13 büyümüş ihracatımız. Yüzde 13'ü korursak 2023'te 500 milyar dolar kesin. Ama öyle bir 4 yıl yaşandı ve yaşatıldı ki bunu dürüstçe dile getirmek lazım. Bu anlamda STK'ların milli politikalara yardımcı olması gerekiyor. Bu anlamda TABA'nın vizyonu tarihi köklerinden aldığı tecrübelerle sabit. Bu anlamda harekete geçirildi. Bir yol haritası çizildi şimdilerde. Bu yol haritası nedir. ABD ile ticaret yapmanın önemine değinmem gerekiyor. Bizim ana misyonumuz o neticede biz siyasi biz siyasi bir örgüt değiliz. Ticari bir STK'yız. ABD'nin ithalatında Türkiye 33. sırada. Yaklaşık 10, 10 buçuk milyar dolarlık bir ticaret var. Peki ABD bizim ithalatımızda kaçıncı sırada. 4. sırada. Stratejik bir ortaklığımız var tabi ki müttefikiz NATO şemsiyesi altındayız. 50 yıldır da bunun gereği Türkiye cumhuriyeti olarak müttefik ilişkisine halel getirmeyecek şekilde gayret ediyor. ancak ticaret bu denli stratejik ortaklığın karşısında gelişmemiş vaziyette. Stratejik ortaklı şahane ama ticari ortaklık devede kulak rakamlarda kalıyor. 33. sıradayız diyoruz. Önümüzdeki ülkelere baktığımız zaman gelişmekte olan ülkeler olsun, genelleştirilmiş tercihler sisteminde olsun Kolombiya bile bizim önümüzde şu anda. Aynı kıtada olmasının da avantajı var tabi. Birinci sırada Çin var. Yoğun bir mal satışı var. 480 milyar dolarlık bir satış var. Bunu karşılığında 140 milyar dolarlık bir mal alıyor. 2. sırada Meksika geliyor 230 milyar dolar civarında. Sonra Kanada geliyor. Hoş Kanada'nın ki biraz suni. ABD'nin Kanada'dan yaptığı ithalat bıyıklı ABD'liler diyebiliriz. Almanya dahi 4. 5. sıralarda geliyor. Bizim hak ettiğimiz lig yani bizim önümüzde kimler var neden Brezilya gibi Hindistan gibi ki Hindistan devasa bir ekonomiye doğru gidiyor. ABD'de mal satma pratiklerini bizim gözden geçirmemiz gerekiyor. Mevzuatımızı da buna göre düzenlemek gerekiyor. Bu konu hakkında bir şeyler söylemek istiyorum ben de. 40 milyar dolardan 140 milyar dolara biz nasıl geldik. Türk işçiliği son derece kaliteli baktığınız zaman. Termin avantajı var. Hitap ettiğimiz Pazar. İstanbul’u şöyle pergelle çizdiğimiz zaman iki-dört saatlik olan ülkelere geldi 140 milyar dolarlık dış ticaretimiz. Önceden yaptığımız ihracat belli tarım ürünlerine, maden ürünlerine hatta ham maden, cevherler vs. 80’lerden itibaren sanayi ve tekstil gelişmeye başlıyor. Avantajlarımız ne? Termin. Peki ihracatçımız yoğunluklu bir şekilde pazarlama faaliyetinde bulunmuş ama sonrasında sürdürülebilir kılmış ama ne eliyle? Tedarik zinciri belli mümessil, marka mümessili, AVM zincirine Türk üreticisi fason üretim yapmış ve burada karları minimize bir şekilde yapmış. Amerika’daki tüketici eğilimleri baktığımız zaman; oradaki her tüketicinin aklına Wall-mart gelir. Wall-mart’ta tedarikçi olmak üç yılı beş yılı zorlayan bıktıran süreçleri var. Amerika’da tüketiciye doğrudan hitap edebileceğimiz bir pazar var. E-ticaret… Sadece Amazonun ilk çeyrekteki yani üç aylık cirosu 36 milyar dolar. Müthiş bir rakam! Şu anda amazon.com e-ticarette de bir numara baktığınız zaman. E-bay falan sonra geliyor. Hindistan’ın 20 bin kobisi amazonun tedarikçisi konumunda ve orada herhangi bir partner de tutmamış bu adamlar. İthalatlarını kendi hatlarını oradaki ekonomik operatörler vasıtasıyla yapıyorlar. Amerika’da ithalat Türkiye’de veya Avrupa'da zannettiğimiz düzenekte değil. Amerika’da siz ithalat yapabilirsiniz. Çünkü VAT dediğimiz KDV son tüketiciye satışta ödeniyor gümrükte ödenmiyor bu ciddi bir avantaj. Artı orda Amerikan tüketicisi markadan ziyade kaliteye önem veriyor. Şöyle basit bir indirgeme yapayım; Türkiye’de e-ticarette baktığın zaman bizim üretici kuşaklarımız biraz soğuk bakıyor x kuşağımız diyelim. Neden? İnsanlar gördüğü ama dokunmadığı bir şeyi nasıl satın alabilir? Bunu çok rahat çözüyorlar. Öyle kalite belgeleri almasına, denetlenmesine, mümessil göndermesine, üretim yerinde denetlemesine gerek yok ki. Çok basit bir kural var. Müşteri memnuniyeti yüzde96'nın altına düştüğünüz anda amazon.com sizi portföyünden düşürüveriyor. Profilinde yer alamıyorsunuz. Böyle olunca ne yapıyorsun? Amerika’da mal satan müşterilerin en önem verdiği şey nedir? Müşteri memnuniyeti. yüzde 96'nın üzerinde bir memnuniyet ile çalışıyorsanız zaten kaliteli bir firmasınızdır, malınız da kalitelidir. Çok basit bir denklem. Sayfalar dolusu işleme, prosese gerek yok. yüzde 96'nın üstünde müşteri memnuniyeti yakalamak yeterli. Geri toplamada dağıtmada değiştirme bunun gibi… Şimdi tabi ki burada mikro ihracat çok önemli. Bu konuda Hindistan. Ekonomi Bakanlığının geçen yılki vizyonu var. Nedir vizyonu? 20,000 kobi ihracatçı satış yapıyor orada bunu 100,000’e çıkartmayı hedefliyor. Bizimde tabi mikro ihracatı destekleyen son zamanlarda ETGB olsun benzeri hususlarda açılımlar oldu ekonomik operatörler vesilesiyle mütenasip ama şöyle sıkıntılar da var baktığınız zaman. Navlun. Amerika’da Türk ihracatçısı neden kalıcı olamıyor, niye devam ettiremiyor ?

Tedarik zinciri, navlun süreçleri uzun. Amerikalı tüketici bir tükettiğini bir daha istiyor. Tekrardan bunun baktığınız zaman bekliyor. Beklemez. Tedariğin devamlılığı söz konusu artı marka, çok önemli değil marka. Kalitelisi önemli. Sektörler bazında baktığınız zaman Türk imalatçısının bir numara olduğu sektörler var. Çin olağanca iş gücü ucuzluğuna, olağanca makine parkurundaki gelişmesine rağmen birçok şeyi yapamıyor Türkiye gibi. Türkler gibi yapamıyor. Neleri yapamıyor? Takım elbise yapamıyor. Yapamazlar. Gömlek, çorap, gelinlik, perdeyi bizim ölçümüzde yapamaz, ev tekstili, halı yapamaz. Türk makine halısı şu anda Belçika makine halısıyla yarışıyor. Şu an sadece Gaziantep’te Amerika’ya çalışan çok yoğun halı fabrikası var. Denizli'ye gel. Ev tekstilinde sadece ABD'ye çalışan çok önemli çok iyi işler yapan insanlar var. Bornoz, havlu bunlar geliştirilebilir. Otantik ürünlere müthiş bir heves var. Tüketim eğilimleri de buna doğru evrilmiş vaziyette. Bunun desteklenmesi gerekiyor tabi ki.

Pakistan mesela dost ve kardeş ülkemizdir. Pakistan kendi el halılarını otantik ürünlerini kendi havayoluyla bedava taşıtıyor . Bazı destekler gerekiyor . Bizim burada TABA olarak nasıl bir yol haritası çiziyoruz? Seminerler başlatacağız. Bunun ilkini 17 Kasım’da Adana’da gerçekleştireceğiz. Şu anda Amerika Birleşik Devletleri Ticaret Odasıyla ciddi görüşmelerimiz var. Pek medyada yer almayan ancak şu günlerde Gümrük Birliği revize konusunun konuşulmasının sebebi aslında TABA. Neden TABA? Transatlantik Amerika, Avrupa Birliği anlaşmasının tam ortasında devreye girdi TABA. Ekonomi Bakanlığının talebi üzerine. Brüksel’de Avrupa Birliği Yetkilileriyle görüşmelerde Türkiye Gümrük Birliği anlaşmasının ya Transatlantik Anlaşmaya uygun hale getirilmesi değilse revizeler gerçekleştirmesi… Bu da Amerika Birleşik Devletleri bacağından Avrupa Birliği'ne dayatılan bir faktör. Bu aslında birbirini besleyen süreçler. Neticede ticaretin serbest dolaşımı, insanımızın serbest dolaşımı önem arz ediyor. Az önce değindiğimiz vize krizi de bu anlamda insanımızın serbest dolaşımı ki, insanımız gidip gelecek ki, onlar bize gidip gelecek ki eğitim olacak öğrenim olacak sağlık olacak turizm olacak. Bunları konuşmamız gerekiyor ki zaten 2023 hedefleri deyince sadece 500 milyar dolar ihracat gibi algılanıyor ama değil. Mesela 2023 hedeflerinde Türkiye’deki yeşil alanların yüzde 30 arttırılması var. Otomotiv enstitüsü kurulması var. Buna mütenasip yaklaşık 100 hedef var. Bir rapor hazırladık onları ben daha sonra sizlerle paylaşabilirim.

Ortadoğu'da Yaşanan Sorunlar Düşünüldüğünde TABA Türk Amerikan İlişkilerini Nasıl Görüyor?
Jeopolitik konumumuz avantajlardan daha fazla dezavantaj teşkil ediyor. Bir savaş ortamındaki çöldeki vaha gibi Türkiye şu anda. Yakın komşularımıza baktığımızda gerek ekonomik anlamda gerek siyasi anlamda, gerek mali anlamda, gerek siyasi anlamda, gerek askeri anlamda karışık olmayan bir tane ülke yok. Türkiye aslında rol model bir ülke. Gönül coğrafyası fazla olan bir ülkeyiz. Bunu zaman zaman yurt dışı seyahatlerimizde ciddi anlamda gözlemliyoruz. İzlerimiz var. İnsanlar kalben bağlı. Zor bir coğrafyamız var bizim. Doğunun batısı batının doğusu ne doğulu ne batılı. Biz Avrupa’lıyı da anlayabiliyoruz. Ortadoğulu’yu da bir Acemi de anlayabiliyoruz. Balkan milletlerini anlayabildiğimiz kadar Kafkas milletlerini de anlayabiliyoruz. Bir Rus’u anlayabiliyoruz biz Çinliyi anlayabiliyoruz. Evet karışık dönemlerden geçiyor. Tabi ki Ortadoğu sınırları değiştirilmesi veya fiili sınırların değiştirilmesi söz konusu ki bunun etkileri var. Orada tabi ki etnik kökenli ve mezhep kökenli şeyler geçiriliyor. Ama bu anlamda ben birçok şeye güveniyorum. Neye güveniyorum. Türk insanının müteşebbisliğine güveniyorum. Türk insanı en ağır şartlarda dahi dirayetini yitirmeyen ferasetli ve basiretli bir millettir. Ve zor zamanlarda dahi işini gücünü ticaretini yaşantısını devam ettirir. Biz krizler altında yaşamasına alışkın bir milletiz. Bu konudaki acı eşiğimiz zannettiklerinden daha yüksek. Zaten hesaplayamadıkları konular bunlar. Rasyonel anlamda bir batılı iş adamını getirin Türkiye’de iş yapamaz. Bu kadar bilinmezin bu kadar denklemin bu kadar algoritmanın olduğu bir ülkede iş yapmak gerçekten akıl ötesinde şeyler gerektiriyor. Cesaret ve feraset gerektiriyor. Emin olun. Türkiye tam bağımsız olması için yüzüncü yılında ekonomik bağımsızlığını gündemine almış ticari anlamda söylüyorum bunun siyasete yansımaları geçirilen bir ülke konumunda. İddialı bir ülkeyiz. Her şeyimizi kaybederiz iddiamızı kaybetmeyiz. Bu iddiamız sayesinde de asırlar boyu ayakta kaldık ve kalmaya da devam edeceğiz. Yakın coğrafyamıza baktığımızda bir ırak çok karıştı Kuzey Irak karıştı. Mısır’la ilgili yeni yeni gelişmeler duyduk hafta içinde. Mesela onlar bizim ihracatçı firmalarımıza ciddi kayıt sistemi uyguluyorlardı ve kaile almıyorlardı bizde mütekabiliyet olarak onların firmalarını almıyorduk. Duymuşsunuzdur gümrükte Mısır menşeili mallar uzun zamandır bekliyorlardı. Şimdi geçen hafta bu kriz çözüldü. Aslında sessiz sedasız çok güzel işlerde yapılıyor. Rahmetli Sabancı’nın çok güzel bir sözü vardı. Bizim üretmekten başka şansımız yok. Üreteceğiz, üreteceğiz, üreteceğiz. Dünyada ne oluyor çevremizde ne oluyor tabi ki kafamızı kaldırıp bakacağız. Bizim elin Suudi Arap'ı gibi sonsuz petrol kuyularımız yok. Bizim emeğimiz var bizim çalışma azmimiz var. Biz bu sayede ayakta kalacağız ve kaldık yine kalacağız. Yani o doğal zenginliklerin bittiği gün Türkiye insanı yine ayakta kalacak. Kendimize güveniyoruz güvenmeye de devam edeceğiz. Rusya’yla bak ticaretimiz yok uzun zaman sekteye uğradı şimdi açıldı yavaş yavaş açılıyor. Şimdi hem Ukrayna’yla hem Rusya’yla ticaret geliştirebilen bak bu kadar da zor denklemleri yönetiyor siyasilerimiz veya hariciyemiz. İki düşman ülkeyle ticaret yapmak zorundayız ve yapıyoruz. Bu denklemlere devam etmek zorundayız. İran bizim için önemli bir pazar. Şunun ayırdında olmamız lazım. Türkiye değişiyor gelişiyor. Önlenemez bir yükselişi var. Şunu gözlemledim ben. Mesela dış ticarette de gözlemliyoruz, çalıştığımız şirketlerin beyaz yakalı yöneticileri ile olan sohbet ve münasebetleri ile bunu günden güne görüyoruz. Örneğin; Türkiye de şirketler müthiş bir beyaz yakalı yetiştiriyor. Çok çalışkan. Mavi yakalı çalışanlarımız zaten fedakar cefakar insanlar. Biz çalışkanlığımıza güveneceğiz. Her şeyin bittiğini zannettiğimiz anda bile Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları yokluktan çıkarttı bu ülkeyi. Şu an Allah’a şükür her şeyimiz var. Daha ne yapabiliriz bakacağız. Coğrafyamızı şekillendirecek halimiz yok zaten bizim öyle bir Cumhuriyet’in kurulduğundan itibaren hiçbir zaman kolay peşine düşmüş bir ülke değiliz. Hiçbir zaman kolonial sömürgeci bir yapımız da olmadı. Gittiğimiz ülkelere aldığından fazlasını yatırmış bir ülkeyiz. Bunu da balkanlar vs. gezilerimiz görüyoruz. Yaratıcılığımıza güveneceğiz çalışkanlığımıza güveneceğiz. Elbette dış etkenler çok fazla gelişti. Dünya iki kutupludan tek kutupluya evrildi. Bir bakıyorsunuz Dünya kendisine doğal düşman türetme hevesine giriyor bir yandan o terör örgütü bu terör örgütü falan bunları da aşacağız. Aynı andan birçok riskle uğraşırken bunları da yönetmek zorunda olan bir ülkeyiz. Bu krizleri de yöneteceğiz Allah’ın izniyle.

Amerika ve Türkiye’deki Ticaret Erbabını Karşılaştırdığınızda Neler Söyleyebilirsiniz?
Biz gaza gelir miyiz evet geliriz. Müthiş geliriz hem de. Şimdi sen yabancı bir beyaz yakalıya görev tanımı haricinde bir iş yaptıramazsın. Emin ol yaptıramazsın. Hatta tuhaf duruma düşersin. Ama Türk beyaz yakalı inanmışsa eğer ki inanarak yapıyor bunu her şeyi yapar adam veya bayan. Ciddi çalışıyoruz. Son zamanlarda 10 yılda dünyadaki şirketlerin gerçekten tembelleştiğini görüyoruz. Sadece yaratıcılık üzerine gidiyorlar. Doğru mu yapıyorlar evet doğru. Biz şu an da neyin evrilmesindeyiz çok çalışıyoruz ama özgün buluşları özgün fikirlerin olduğu bir ortama getirmek zorundayız. Özgün fikirlerimiz ve buluşlarımız olmalı. Üniversitelerimizin daha çok sanayi ile iç içe olması lazım. Ütopik olmaması lazım. Aynı şekilde sanayi de üniversiteyi desteklemesi lazım. Bu iş birlikleri geliştiği zaman bizim önümüzde hiç kimse duramaz.
Amerika Birleşik Devletleri’ne özgürlükler ülkesi deriz değil mi? Basit bir şey söyleyeceğim size. İstanbul Ticaret Odası başkanını seçimle seçiyoruz değil mi? Amerikan Ticaret Odası başkanı seçimle gelen bir adam değildir başkan atar. Çok önemli bir faktördür. Amerika’nın ticarete dayalı tüm ekonomik dış politikalarında inanılmaz bir boyundur orası. TABA oranın mensubudur. Ve yazışmalar yaptığımız zaman dünyanın hemen hemen her ülkesindeki formel, informel bilgi alma kabiliyetine sahip. Bunların çalıştırılması gerekiyor. Sohbetimizin başında söylediğimiz bir şey vardı. TABA neden 87’lerden 2000’lere çok iyi gelmişte 2000’lerden sonra neden bir atalete uğratılmış. Gayri milli faktörler sayesinde. Burada biz bunu gözlemliyoruz gözlemledik ama şimdi bu dinamiklerin harekete geçmesi gerekiyor ki geçti de zaten bu anlamda. Bu bir refleks.

TABA’nın Gelecekte Planladığı Faaliyetler Nelerdir?
Tabi bunda bölge konferansları başlayacak. Şimdi Çukurova'dan başlıyoruz buna. Trakya’da yapacağız, İzmir, Ankara’da yapacağız sonrasında esasen bizim amacımız Amerika’dan Türk dostluk grubuna daha fazla senatör katarak önümüzdeki yılın bahar aylarında onların EDO dediğimiz ticaret odası ama aynı zamanda yatırım ajansı hükmünde olan STK’ların da EDO başkanlarının da -ki bunlar yatırımcı insanlar- karşılıklı yatırımların söz konusu olabileceği bir iklim de İstanbul’da uluslararası bir organizasyon yapmayı planlıyoruz. Ama bunun altyapılarını önce bölgesel konferanslarla alıp bizim ihracatçımız ne ister, sanayicimiz ne bekliyor, bunları alacağız bunları özümseyeceğiz, analiz edeceğiz, antitezlerini oluşturacağız ve bir senteze kavuşturup sonrasında uluslararası başarılı bir organizasyon yapmayı planlıyoruz ki bu konuda Ekonomi Bakanımızın bilgisi dahilinde bunu yapacağız.

TABA Olarak Amerikan Başkan Seçimlerinde Trump’ın Seçilmesini Nasıl Değerlendiriyorsunuz?

İki farklı kutup gibi gözüküyor değil mi? Ki öyle. Söylemlerinde olsun ten renklerinde olsun bakış açılarında olsun , oy veren seçmenlerinde olsun iki farklı kutup gözüküyor. İkisinin ortak politikası olan çok az hususlar vardır. Amerikan ticaret politikası bunların başında gelir. US Select çağrısıyla Amerika’ya yatırım yapın çağrısıyla konferanslar Amerika’ya yatırım çekmek, Amerikan ithalatında dışa bağımlılığını azaltmak gibi faktörler hem Obama’nın ticarette bir numarası hem de başkan Trump’ın ticarette bir numarasıdır. Amerika’daki Başkanlardan ziyade orada senato ve temsilciler meclisi ve STK’lar EDO’lar başta olmak üzere ticaret odaları, sanayi odaları, caydırıcılığı muhteşemdir baktığınız zaman. Başkanlar bu konuda Türkiye’den veya dışarıdan zannedildiği kadar aşırı yetkileri yoktur. Çok müdahaleci tavırları yoktur. Zaman zaman işte gözlemliyoruz. Bunu da yeni yeni bizim insanımız gözlemlemeye öğrenmeye başladı. Şimdi o dönem bu dönem. Arasında baktığın zaman seçimde ne kadar fark ediyor? Seçimde yüzde 1, yüzde 2. Ama Amerika’nın resmi bir devlet politikası, resmi bir ticaret politikası, hani tabanının zorladığı, ticaret erbabının zorladığı, sanayisinin zorladığı, petrol şirketlerinin zorladığı ortalama bir politikası zaten var. Buna en fazla hafif renklendirebiliyor Amerika başkanları. Ya sarıdan kırmızıya çalıp turuncu yapabiliyor veya kırmızıdan maviye gidip mor renk elde edebiliyor ama çokta uzaklaşmıyorlar hiçbir zaman. Önümüzdeki dönem Türkiye açısından fırsatlar içeriyor. Çünkü olağan üstü işler yaşadık ülkemizde hep beraber yaşadık 15 Temmuz diye bir garabet yaşadık yani. 17-25 dediğimiz anlamaya çalıştığımız ama sonrasında algıladığımız bir şeyler yaşadık ülkemizde. Bunları doğru analiz etmemiz gerekiyor. Bakıyorsunuz hani yabancıların mantığıyla bir ülke çalışamaz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de bağımsızlıkla ilgili yer vermiştir. Ecnebi aklıyla bağımsızlık veya kalkınma olamaz. Bizim kendi öz değerlerimiz üzerinden hareket etmemiz gerekiyor. Başkan Trump ile ilgili bence fırsatlar içeriyor ülke açısından. Son zamanlarda ilişkiler çok kötüye gitmişti başkan Obama döneminde bunu da gözlemledik ettik ama bir günde bir şeyler değişmiyor. Son yaşanan Amerikan vize krizi inanılmaz dehşet bir şey. Müttefikiz, stratejik ortağız, yangın anında ilk kapısı çalınacak müttefiklerden birisiyiz ama buna rağmen bir vize kriziyle karşılaştık. Tabi o konuda şöyle bir şey de söyleyeyim ülkemizin tarihsel geleneğinden gelen şu an milletimizin de sanayicimizin de ticaret erbabımızın da üniversitelimizin de zorlamasıyla artık Türkiye her anlamda iddialı bir ülke olma konumunda. Oraya doğru gidiyoruz bu kaçınılmaz. Şimdi buna dışarıdan ne kadar müdahale edilirse edilsin, ne yapılırsa yapılsın çokta fazla bu konuda geri döneceğimizi düşünmüyorum. Geçmişten gelen bizim bir bağımsızlık kültürümüz var. Ne olursa olsun iki Türk bir araya gelse devlet kurarlar. Hiçbir zaman uşak olmadık olamayız. Dost oluruz, müttefik oluruz, yan yana yürürüz gün olur bir ülkenin liderini kabul ederiz ama hiçbir zaman uşak olamayız. Biz hiçbir zaman kolonial işgale uğramadık uğrayamayız. Bir devlet kültürü vardır ve milli hassasiyetleri ve milletin dahi refleksleri vardır baktığımız zaman.

Gümrük Tv Hakkında Düşünceleriniz Nelerdir?
Gümrük TV, gerçekten izliyorum. Bu konuda da takdir ediyorum, başarılı da buluyorum. Eksiklikti, tamamlandı. Bu anlamda daha etkinleşmesi yolunda biz de üzerimize düşeni yapmak isteriz. Desteklenmesi gereken bir proje. Hayatiyet ve vücut bulmuş. Gümrüğü seven insanların tarafından, gümrüğü seven insanların medyada güçlü olması bizim için çok önemli. Gerçekten önemli. Keşke Gümrük TV daha güçlense keşke ulusal tv'lerde, gazetelerde uzman mali müşavirlerin konuşturdukları kadar gümrük müşavirleri de konuşabilse, köşe yazsa. Bunlar önemli işler. O anlamda tebrik ediyorum. Takdir ediyorum. Bu işin hiç de öyle kolay bir iş olmadığını ışığı, kamerası, düzeni ne kadar bir emek yoğun olduğunu röportaj öncesi ve esnasında anladım. Gerçekten tebrik ediyorum. Başarılar diliyorum.

YORUMLAR

Yorumunuz