TİM Genel Sekreteri Halil Bader ARSLAN ile Navlun, Büyüme Rakamları, e-Ticaret, Gümrük Birliği, Ordino ve Daha Fazlası Hakkında Röportaj

Son Güncellenme Tarihi: 22.12.2017 |

TİM Genel Sekreteri Halil Bader ARSLAN ile Navlun, Büyüme Rakamları, e-Ticaret, Gümrük Birliği, Ordino ve Daha Fazlası Hakkında Röportaj

TİM Genel Sekreteri Halil Bader ARSLAN ile Navlun, Büyüme Rakamları, e-Ticaret, Gümrük Birliği, Ordino ve Daha Fazlası Hakkında Röportaj
TİM Genel Sekreteri Halil Bader ARSLAN ile Türkiye İhracatçılar Meclisi faaliyetleri, Türkiye'nin ticari ve ekonomik alanlarda göstermiş olduğu gelişmeler ve daha da fazlası için yaptığımız röportajımızı izleyebilirsiniz. Keyifli seyirler.



Geçtiğimiz hafta hayata erken veda eden İstanbul Ticaret Odası Başkanı Sn. İbrahim Çağlar'ın kaybından dolayı hepimiz çok üzüldük. Sn. başkanın vefatına ilişkin duygularınızı alabilir miyiz?

Çok üzülmeyen kimse görmedim. bizim camiamıza da çok yakın biriydi. TİM'in yönetim kurulu üyelerimizin hepsi ile arkadaş olan birisiydi sağ olsun. İbrahim beyin bu kadar çok kişi tarafından seviliyor olması bence alçak gönüllüğünden ve dost canlısı olmasından geliyor. herkes onunla çekinmeden sohbet edebilirdi. Öyle bir insandı rahmetli. Çok kişi ile ortaklığı vardı. Herkese fikir verirdi. Yapıcı şekilde eleştirirdi. Ama en önemli özelliği alçak gönüllü olması ve dost canlısı olmasıydı. Çok genç yaşta vefat etti Allah mekanını cennet eylesin. Kalan yakınlarına da sabırlar diliyorum. STK camiasından sayıca zenginiz. Çok fazla STK var. Fakat bunlardan etkili ve yapıcı anlamda görevler ifa ediyorlar. İbrahim bey de onlardan birisiydi. Arkasında bir boşluk bıraktı.

Geçtiğimiz günlerde 3'üncü çeyrek büyüme rakamları açıklandı. Türkiye büyümede Çin ve Hindistan'ı geride bırakarak yüzde 11,1'lik bir büyüme yakaladı. Sn. Başkan da bu konuda geçtiğimiz günlerde açıklamalarda bulundu. Siz bu rakamlar içinde ihracatı nerede konumlandırıyorsunuz ve son çeyreğe ilişkin ihracat beklentileriniz nedir?

Büyümemizin maşallahı var. 3'üncü çeyrekte dünyada en büyük büyüme rakamını biz yakaladık. Dünyanın en hızlı büyüyen ülkesi olduk 3'üncü çeyrekte. Bunda iç tüketimin canlanması, yatırımlardaki hareketlilik ve ihracatta ciddi bir hareketlilik var. Sadece 3'üncü çeyrek değil, yılın geri kalan 9 ayı için de aynı şeyi söyleyebilirim. İhracat, özellikle yatırımlarda iyi bir toparlanmaya sahip. Geçen yılın baz etkisi mutlaka var. Devlet hükümetin özellikle son bir yılda aldığı kararlar gerek iç piyasayı canlandırıcı gerek ithalatı desteleyici yatırımların da etkileri bunlar. Onların gecikmeli etkileriyle çok güzel destek verdiler. KGF'den memnun olmayan bir kişi göremezsiniz. İhracata verilen desteklerdeki artış çok önemli. İhracata verilen destek neredeyse 3 katına çıktı. Yeni destekler geldi.Hepsi iş adamları için çok iyi oldu. Onlar da bunu değerlendirdiler. Tek başına ihracatın yaklaşık 3,5 puanlık bir etkisi oldu. İthalat ile dengelendiğinde net ihracata bakınca yine de pozitif bir etkisi var. 3'üncü çeyrekte net ihracatın katkısı ile büyüdü Türkiye ekonomisi. Piyasaya ya da teknik ifadelere uzak olanlar için çok basit bir şekilde şöyle söyleyebilirim. Bizim gibi ihracata dayalı büyüme hedeflemiş bir ülkenin her yıl kesintisiz olarak her yıl ihracatta pozitif katkı alması gerekiyor. Yoksa ithalat ve ihracat mal değil sadece. Hizmet de bunun içinde. İkisinin arasındaki fark mutlaka pozitif olmalı ki biz o zaman ihracata dayalı büyüyoruz diyebilelim. O yüzden çok mutluyuz. Hem Türkiye için çok mutluyuz hem de TİM olarak çok mutluyuz. Hükümetimizin ihracatı attığı adımların pek çoğu bizim tavsiyelerimizle atılmıştı. Ekonomi Bakanımız Nihat bey bunları çok benimsedi. Maliye Bakanımız Naci Ağbal destek verdi. Başbakanımız ve diğer bakanlarımız çok destek verdiler. Hepsine ayrı ayrı destekleri oldular. Büyüme rakamları için önümüzdeki dönemde de böyle gidecek dersek o çok abartı olur. 4'üncü çeyrek de fena gelmez. Ama Türkiye'nin her yıl yüzde 5 civarında büyümesi gerekiyor. Yüzde 5'in altı Türkiye için istemediğimiz bir büyüme performansı. Zaman zaman dış konjonktürlerin etkisi ile böyle dönemlere girebiliyoruz. Burada mümkün olduğu kadar az dalgalanıp yüzde 5'in üzerinde büyüme Türkiye için vazgeçilmez olmalı. Birinci ihracatın üstündeki pozitif katkı gerekiyor. O zaman biz ihracata dayalı büyüme yoluna gireriz. Bu tek başına Türkiye'nin yönlendirebildiği bir şey değil. Bilmeyenler için altını çizmek isterim. Dünyadaki kakao fiyatının, buğday fiyatını, demir fiyatını da Türkiye belirlemiyor. Bunların piyasası var. Türkiye de bu piyasayı etkileyen ülkelerden birisi. Hiç etkisi yok diyemeyiz. İhracatını yaptığımız malların, ithalatını yaptığımız malların fiyatının kontrolü Türkiye'nin elinde değil. Tamamen başka bir ülkenin de kontrolünde değil. Ben bunu arziyet ifadesi olarak söylemiyorum. Piyasada milyonlarca oyuncu var. Tabi ki bunlara etki eden faktörlerden birincisi doların uluslararası değer. Dolar piyasalarda ne kadar değer kazanırsa sadece Türk Lirası için de değil. Uluslararası ticarette ham maddelerin fiyatı da geriliyor. Ne kadar düşerse onların fiyatı yükseliyor. Uluslararası ticaret arttıkça mal ve hizmetlerin bedeli değişiyor. Bu tek başına Türkiye'nin belirlediği bir şey değil. Fakat uzun vadede ihracatını yaptığımız malların değerinde bir artış trendi var. Şöyle bir şey var. Bu bir öz eleştiri. Bizim firmalarımızın çok büyük bir çoğunluğu rekabet denilince fiyat indirimlerini düşünüyor. Akıllarına ilk bu geliyor. Bu son derece yanlış. Fiyat indirimi yapılmaz mı yapılır. Ama fiyat indirimi deyince akıllara ilk gelen şeyin fiyat indirimi olmaması gerekiyor. Pek çok firma tarafından ilk tercih olarak görülmesi yanlış bir şey. Bizim sürdürülebilir olarak büyümemiz, ihracatımızın artmasını kenara bırakıp bir firma üzerinden düşünelim. Bir firmanın bütün bunları bir kenara bırakıp pazar payını arttırmak için fiyat indirimi kesinlikle son tercih olmalı. İkinci sırada olmalı demiyorum. Son tercih olmalı. Nasıl olur da rekabette başka unsurlarla öne çıkarız bunu bilmemiz lazım? Gerçek olmayan bir örnek verelim. Diyelim 100 liraya piyasada bebek bezi satılıyor. Rakibiniz olan bu firmaya karşı 30 liraya satılabilecek bir bebek bezi ürettiniz diyelim. Bunu 30 liraya satmaya başlarsanız rakibinizden pazar payı çalabilirsiniz. Ama bir gün sizden ucuza satan biri çıkar ve o da sizden pazar payı çalar. Siz nasıl olur da 30 liraya sattığınız malı 100 liraya değil de 60 liraya satarak bir katma değer yaratarak ucuz olduğu için değil daha iyi olduğu için bunu seçmeliler. İhracatta da aynı şeyi yapmamız gerekiyor. Fiyat indirimi size 3-5 aylık katma değer sağlar. Ama gerçek rekabet size 10 yıllık bir katma değer sağlar. Bunun da temeli marka, inovatif ürünler. Sadece bizim ihracatçılarımızın değil piyasada iç tüketim yapanların da öncelliklerinin bu olması gerekiyor.

Bildiği gibi Türkiye'nin 2023 ihracat hedefi 500 milyar dolar. Bu hedef hakkında herkesin bir fikri var. Bu bir motivasyon hedefi mi? Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Bu kesinlikle motivasyon olarak konulmuş bir hedef değil. Zaten bu hedef konulalı aşağı yukarı 7-8 yıl oldu. Türkiye'de 2009-10 yılında 2023 yılına ithafen konulmuş başka bir hedef var mıydı? Yoktu. Türkiye'de 2030 yılı baz alınarak her hangi bir STK'da ya da şirkette kamuya indirgenmiş bir hedef var mı? Yok. Bunu da bir öz eleştiri olarak söylemem lazım. 500 milyar dolara ulaşılır mı ulaşılamaz mı tartışması çok basit bir tartışmadır. Her şey tartışılabilir. Bunu tartışmak çok basit. Türkiye'de adamlar 10 yıl önce böyle bir hedef koymuşlar. Adamlar bunun için onun tespit edilmesi gerekir. Takdir edersiniz etmezsiniz o size kalmış bir şey. Şimdi özüne gelelim. 500 milyar dolar göze hoş görülsün diye. Motivasyon olarak konulmuş hedef değil. Hatta aşağı çekilmiş bir hedef. Bu çalışma yapılırken dünya ticareti 18 milyar dolardı. IMF'den, Dünya Bankası'ndan, yurt dışındaki bir kaç araştırma enstitüsünden bir kaç tahminler alındı. O tahminlerde bir ortalama alındı. O ortalamada yaklaşık 35-36 milyon dolarlık bir dünya ticaretinden bahsedildi. 2008-09'dan bahsediyorum. Aradan neredeyse 10 yıl geçti. Dünya ticareti hala aynı seviyede. Niye ? 2008 yılında bir ekonomik kriz oldu. Petrol fiyatları aşağı çekildi. Piyasa uzun süre kendine gelemedi. Avrupa ülkeleri krizin etkilerini atlatmaya başladılar. Hala üzerinden atamayan ülkeler var. Örneğin İtalya, İspanya, Yunanistan kriz öncesi döneme 2020-21 yılında dönebilecekler. Şimdi dünya ticareti hala 10 yıl önceki dönemindeyken Türkiye'nin ihracatı artıyor. Bu çalışma başladığında Türkiye'nin dünya ticaretindeki payı binde 7,2 binde 7,3 civarındaydı. Şimdi binde 9 civarında. Yüzde bire çok az kaldı. Siz o piyasanın çok büyümesini bekliyorsunuz. O piyasa çok büyüyünce bizim pazar payımızın yüzde 1,5 olacağını düşünüyoruz. Bu da yaklaşık 500 milyar dolara tekabül ediyor. Hedefimiz o yüzden 500 milyar dolar diye açıklandı. Siz piyasaları ülke olarak değil şirket olarak düşünün. Ben A şirketiyim şu sektörde pazar payımın şuna çıkmasını istiyorum dersiniz. 10 yıl sonra şu kadar milyon lira bu kadar milyar lira satış yapmak tek başına bir anlam ifade etmez. Çünkü TL'nin değerini bilemeyiz. Ama istediğiniz şey reel olarak pazar payım şuraya çıksın ve o pazar payı buraya denk gelir gibi bir şey. Bizim de 500 milyar da çok kabul görmüş ana stratejimizde hedef aslında dünya ticaretinde yüzde 1,5 pay almaktır. Bu değerin 500 milyar dolar olacağı var sayılmış. Ama dünya ticareti aradan o kadar yıl geçmesine rağmen hala aynı seviyesinde. Bizim için de 500 milyar dolara ulaşmak ayrı bir konu ama asıl hedef yüzde 1,5 paya sahip olmak. Bazı insanlar 500 milyar doları yüzde 1,5'e revize ettiler diyor. İlgisi yoktur. Yüzde 1,5 pazar ve 500 milyar dolar ikisi eş hedeflerdir. Ama dünya ticaretinin ne olacağını bilemeyiz. Diyelim ulaşamadık 400 milyar dolarda kaldı. Bu da bir başarıdır. Önemli olan bizim bunu sürdürülebilir bir şekilde arttırmamız ve pazar payımızı yükseltmemiz. 2019 yılında yüzde 1'e ulaşmak gibi bir hedefimiz var. 2018 yılında ihracatımızda önemli bir artış bekliyoruz. İhracatçılarımız çok iyi gidiyorlar.

Ticaret çevrelerinde kulaktan kulağa 2018'in zor bir yıl olacağı fısıltısı geziyor? TİM'i nasıl değerlendiriyor, bizleri neler bekliyor?

2017 yılı çok sert bir yıldı. 2017 yılında olanların aynılarının farklı ülkeler farklı senaryolarla 2018'de de olacağını varsayalım. O zaman 2018'de kötü bir yıl olacak diye beklersiniz. Ama Türkiye 2017 yılında büyük badireler atlattı. Özellikle dış çevre ülkelerden. Ona rağmen 2017 yılını yüzde 7 gibi bir büyüme ile tamamlamayı öngörüyoruz. 'Zor' Türkiye için yeni bir kavram değil. Dış ticaret ve ekonomik büyüme performansı anlamında biz böyle yaşamaya alışmış bir milletiz. 2018'in kötü olacağını söylemiyorum bu arada. 2018'de ihracatta her hangi bir dış şok beklemiyoruz. Bölgesel ya da küresel bir dalgalanma beklemiyoruz. Bu olmayacağı anlamına gelmez ama bu şu ana kadar olanlardan kötüye evrilecek bir senaryo değil. İhracatta iyi bir senaryo bekliyoruz. İç piyasada da büyümenin aşağı gelmesini gerektirecek bir şey yok. Bu sefer de negatif baz etkisini göreceğiz. Gelecek yıl büyüme performansının üzerine bir bu kadar daha büyürüz demek aşırı iyimserlik olur. Olumsuz etki edecek bir beklentimiz yok.


Son bir kaç yıldır inovasyon kavramının altı oldukça kalın bir şekilde çiziliyor ve ar-ge merkezleri destekleniyor. Bulunduğumuz noktadan baktığınızda model doğru çalışıyor mu? İstenilen inovatif düzey yakalandı mı?

Önce şu tespit ile başlayalım. Türkiye ar-ge ve inovasyonda geç kalmış bir ülke. Geç başladık atakta bulunmaya. Ama iyi atak yapıyoruz. Hem özel sektör hem STK tarafından hem de devlet tarafından benimsenen bir süreç. Bunun en güzel örneği Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından çıkartılan ar-ge ve teknoloji düzenlemeleri oldu. Biz de çıkartılan yasal düzenlemelerin ardında Bakanımıza TİM olarak söz verdik. 500 tasarım merkezi, 500 tane de ar-ge merkezi bizim vasıtamız ile açılacak. Bir yıla yaklaştık ve TİM vasıtasıyla açılan ar-ge merkezinin sayısı 170. Bunların bir kısmı fiilen açıldı bir kısmı da açılmak üzere. 170'e ulaştı. İnovasyon bizim için çok önemli. İnovasyon deyince insanların aklına zor şeyler geliyor. Elektrik bir biyoloji laboratuarı geliyor. Evet onlar da var. Gündelik hayatımızı kolaylaştıran pek çok şey de inovasyondur. Aklınıza gelebilecek yeni bir şeyi geliştirebilirsiniz. Biraz önce de söyledim ya şirketlerin rekabette aklına gelen ilk şey fiyat indirimi. Biz başka şeylerin de sayısını arttırmak için de inovasyon haftası yapıyoruz. Bu yıl 77 bin kişi geldi İnovasyon Haftası'na. Bu yıl kapsamı biraz genişlettik. İnovasyonun yanında girişimcilik de eklendi. 4 gün sürdü etkinlikler. Önceki yıllarda sadece inovasyondu ve sayısı 12 binden başladı ve sayısı yüksele yüksele 77 bine ulaştı. İnşallah 2 yıl sonra yüz bine ulaşacağız. Firmaların bir de başarı örneklerini getiriyoruz oraya. TİM-TEB Girişim Evleri var. 10 ilde faaliyet gösteriyor. Hepsinin altında bu fikirlerini girişime dönüştürüyorlar. Nasıl şirket kurulur, nasıl pazarlama yapılır, nasıl muhasebe yapılır, ihracat pazarlarına nasıl girilir? Her konuda biz destek veriyoruz. Başka özel girişimler de var. Bizim piyasada inovatif üretim yapan, yaptığı üretimi ihracata dönüştüren firmaların sayısının patlamasını istiyoruz. Gayet iyi gidiyor aslına bakarsanız. Başvurular sürekli artıyor. Çok başarılı örnekler var. İngiltere de elektronik sektöründe bir dergide Avrupa'nın en başarılı yüz start-up'ı arasındakiler bazıları bizim desteklediğimiz start-up'lar. Biz hep övünürüz Türk iş dünyası çok esnektir. Değişen şartlara çok kolay uyum sağlar. Kriz dönemlerinde, piyasanın dalgalandığı dönemlerdeki uyum kabiliyetlerini mevcut rekabet stratejilerini inovasyona ar-ge'ye dayalı rekabet stratejilerine dönüştürmekte kullanmalıyız diye düşünüyorum. Geç kalmışız ama fena gitmiyoruz. Önümüzdeki yıllarda daha güzel örnekler de verebiliriz sizlere.

Geçtiğimiz aylarda Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) yapısı değişeceğine dair haberlerle çok sık karşılaştık. Sonra kamuoyuna bir açıklama yapıldı ve bu çalışmaya ihtiyaç duyulmadığından dolayı mevcut yapı ile devam edileceği duyuruldu. (Sektörlerin bölgesel birlikleri olamayacağı, her sektörün tek çatı altında toplanacağı ve ihracatçı birliği sayısı 60’tan 42’ye inerken sektör sayısı 26’dan 42’ye çıkacağı ifadeleri vardı.) Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

Başlatılan çalışma tamamen bir mutfak çalışmasıydı. Gelen tepkiler üzerine vazgeçilmiş gibi bir durum söz konusu değil. Öyle bir şey yok. Biz buradaki ekip çalışma yaptık kendi aramızda onu da yönetim kurulumuza sunduk. Yönetim kurulumuz da eklemeler yaptı fikir fena değil dediler. Sektörler konseyine anlatıldı. Oradan gelen öneriler de birleştirilerek bütün Başkanların olduğu gruba anlattık. Bazı birlikler var zeytin ve zeytinyağı mesela. Tek bir sektörü ilgilendiriyor. Ama bazı sektörler var. Kimya örneğin. İçinde temizlik malzemeleri var, kozmetik ürünler var, petrol ürünleri var. Bunlar birbiri ile yakından ilgili olmayan şeyler. Birinin lehine olan bir düzenleme diğerinin aleyhine olabiliyor. Biri dünya piyasasındaki bir dalgalanmadan olumlu yönde etkilenirken diğeri olumsuz yönde etkileniyor. Birisi on birim olumlu etkilenirken birisi yüz birim olumlu etkilenebiliyor. Bu geniş olan sektörleri daha küçük sektörlere ayırmaktı niyetimiz. İlk çalışmamız öyle başladı. Daha sonra oylama yaptık. Şimdilik yapmayalım daha sonraya erteleyelim diyenlerin sayısı daha fazla olduğu için gelen sese hiç bir zaman kulak tıkamayacağımız için bu çalışmayı erteledik. Ama başka sektörlerden vakıflardan gelen tepki gibi şeylerle ilgisi yoktur olayın. Yaptığımız çalışmada yanlış bulduğumuz bir şey yok. Şimdi yapmayalım daha sonra yaparız denildi ve bırakıldı.

TİM'in Deniz yolu taşımalarında navlun fiyatlarına gelen zamların, ihracatı olumsuz etkilediği konusunda bazı açıklamaları oldu. Ayrıca son dönemlerde ordino ücretlerine ilişkin tartışmalar var bildiğiniz üzere. Bu iki konu hakkında neler söylemek istersiniz?

İlk söyleyeceğimiz şey lojistik sektörünün başımızın üzerinde yeri olduğu. Geçen hafta ikinci kez Türkiye'nin en büyük 500 hizmet ihracatçılarını açıkladık. Lojistik sektöründen hem yolcu hem de yük taşımacığından ayrı ayrı kategoriler vardı. Türkiye'nin geleceği kesinlikle lojistik sektöründe. Lojistik sektörü hakkında olumsuz bir şey söylemeyi bırakın düşünmemiz bile doğru değil. Zaten iç içe çalışan şirketleriz ya da kurumlarız. Türkiye'nin lojistik sektörü olarak ciddi bir potansiyeli var. Önümüzdeki yıllarda bu gücümüzü daha da arttıracak. Tam tersi taraftan bir şey daha söyleyeyim. Niye ihracatçılar, TİM ve lojistik sektörü iç içedir. Avusturya ve Macaristan'ın Türkiye'den giden TIR'lara koyduğu bir engel vardı. UND, TİM ve Ekonomi Bakanlığı üçümüz birleşerek bir dava açtık. Lojistikçilerin yanında olduk ve olmamız gerekirdi. Lojistik ve ihracat ayrı şeyler değil. Tamamen örtüşen ve birbirini destekleyen sektörler. Bizim itiraz ettiğimiz şey ordino konusunda. Her işlemi bitmiş ve artık malı teslim alma aşamasına gelmiş firmalarımıza adı ordino olur başka bir şey olur. Bunun dayatılıp malını öyle alabilirsin denmesine karşıyız. Şimdi yanlış bir örnek vermek istemem. Bir restauranta gidebilirsiniz. Yan yana 4-5 tane restaurant var. Siz yüz lira hesap ödeyeceğiniz restauranta da gidebilirsiniz bilerek, 20 lira hesap ödeyeceğinize de gidebilirsiniz, 3 yüz lira hesap ödeyeceğiniz restauranta da gidebilirsiniz. Ama o sizin tercihinizdir. Restaurantların birleşip bizde menü 3 yüz liradır. Bunun altına menü satmayız demesi. Özel teşebbüsler için söylüyorum bize ithalatçılardan da gelen bir rahatsızlık. İthalat yapan firmalarımız ihracat da yapıyor. Biz piyasadaki bu firmalarımızın dile getirdik. Bu hiç yoktu da TİM bunu ortaya çıkardı gibi bir şey yok. Bu zaten uzun süreden beri gündemde olan bir sorundu. Biz sadece bunun pek çok çevre tarafından dillendirilmesine toplu halde görülmesine vesile olduk. Uzun süredir var olar bir sorunu toplu halde duyurmak iletmekti bizim amacımız.

Ekonomi Bakanlığı tarafından e-Ticaret sitelerine üyelik desteği veriliyor. e-İhracat (mikro ihracat) oldukça hızlı büyüyen bir alan, bu alana yönelik daha farklı projeler hayata geçirilecek mi ?

Eğer e-ihracatın püf noktalarını bilmiyorlarsa yapanlara bilenlere danışmalılar. Türkiye'de başarılı e-ticaret uygulamaları yok mu? Var. Biliyorsunuz yemeksepeti.com 5 yüz milyon dolara satıldı. hepsiburada.com çok başarılı, gittigidiyor.com, sahibinden.com. Hazır giyimde sefamerve.com, trendyol.com, morhipo.com hepsini biliyorsunuz. Yapamayanlar yapanlara danışsınlar. Türkiye'de eleştirilecek şeylerden birisi de dara girildiğinde her sektör için geçerli ilk soruda hemen devlet akla geliyor. Hem devletten şikayet ederiz hem de ilk aklımıza gelen devlettir. Başarılı e-ticaret sitelerinin örnek alınması lazım. Bu alanda şikayeti olan herkesin bizim e-ihracat zirvesine gelmiş olması lazımdı. İlginin bahsedilen sektörde çalışmak isteyenlerde olması gerekiyor. Ekonomi Bakanlığı'nın e-ticaret sitelerine üyelikte verdiği bir yüzde 80'lik bir destek var. Ama bunun bir iş birliği kuruluşu ile yapılması gerekiyor. Bu konuda da öne atılan ilk kurum olduk. 3 e-ticaret firması ile ihale yoluyla bir anlaşma yapıldı. kompass.com, alibaba.com ve turkishexportar.com firmalar. İhracat ile uğraşan ya da uğraşmak isteyen firmalar sadece üyelik bedelinin yüzde 20'sini kendileri ödüyorlar. Yüzde 80'inin TİM ödüyor. Onu da daha sonra Ekonomi Bakanlığı'ndan alıyoruz. Son bir iki ayda ihracatçı birlikleri üye olacak firmanın ödeyeceği yüzde 20'lik bölümü de ödemeye başladılar. Şu anda bir firma e-ticaretine üye olurken bir lira harcamadan üye olabilirler. Şimdi burada bir şey var. e-ticaret sitesine üye oldum hem 3 hafta sonra ihracat yapacağım diye bir şey yok. 3 ay, 5 ay da yapamayabilirsiniz. Biraz çalıştıktan sonra olacak bir şey bu. Zaten Bakanlığın desteği 3 yıllık bir destek. Deneyip başarısız olsanız da denemekten vazgeçmeyeceksiniz. Şansınız vardır, iyi hazırlanmışsınızdır ilk seferde de başarılı olabilirsiniz. Ama sizin de sorunuzda bahsettiğiniz gibi ihracat çehresi e-ihracata dönüyor. Madencilik de dahildir buna. Madenciliğin de e-satışı olur. Bütün firmaların sektör ayırmaksızın e-ticarete biraz bakmaları biraz zaman ayırmaları gerekiyor.

Gümrük Birliği Anlaşması'nın güncellenmesi konusunda ne düşünüyorsunuz? Önümüzde nasıl bir takvim var? Güncellemenin etkileri ne olur?

Mevcut Gümrük Birliği ile Avrupa Birliğinin STA'larla yaptığı ülkelerle bizim otomatik olarak üye olmamız en büyük aksaklıklardan bir tanesi. Gümrük Birliği'nin kapsamının genişletilmesinde bizi tek rahatsız eden şey bu değil. Sadece sanayi mallarını kapsıyor biz onun içine tarım, hizmet, kamu girmesini istiyoruz. Geniş kapsamlı ticaret anlaşmasına dönüşmesini istiyoruz. Biz TİM olarak bir araştırma yaptırdık. Ekonomi Bakanlığı yaptırdı, diğer STK'lar yaptırdı. Hepsinde çıkan sonuç Gümrük Birliği'nin güncellenmesinde iki tarafın da lehine bir durum olduğu. Her iki tarafın da kazançlı çıkacağı bir süreç olacaktır. Takvim nasıl işleyecek? Ona benim cevap vereceğim bir şey değil. O konuda Ekonomi Bakanlığı'nın cevap vermesi gerektiğini düşünüyorum. Ama bildiğim şey şu; Ciddi bir çalışma yapılıyor. Karşı tarafın da lehine olacak bir güncelleme olacağı için doğru bir karar alınırsa bunun çok kısa bir sürede hayata geçeceğini düşünüyorum.

TİM, Gümrük Müşavirlerini dış ticaretin neresinde konumlandırıyor?

Gümrük müşavirliği sektör ve firmalar olarak görüldüğünden çok daha fazla iş yapan bir meslek. Bunu daha önce de söyledim. Bence görünenle algılananla gerçek arasındaki farkı doldurmak da bu sektörün görevi. Bir firma dış ticaret, ithalat olabilir gümrük müşavirinden bir işi yerine getirmesini istiyor. O zaman zaman bu işin çok daha fazlasını yapıyor. Herkesin de takdir etmesi gereken bir şey. Ama karşı tarafta algılanan şey farklı. Burada o boşluğun doldurulması gerekiyor. Gümrük müşavirlerinin ve bu konuda çalışanların görevi. Asgari ücret konusunda insanlar firmanın görüldüğünden daha fazla iş yaptığını bilmediği için bu ücrete karşı çıkıyorlar. Haklılar çünkü öyle görüyorlar. Az önceki restaurant örneği gibi, hepsinin toplu fiyat vermesini istemezler. Ama ben gümrük müşavirleri için şöyle düşünüyorum. Gümrük müşavirleri yaptıkları işin aslında ne kadar değerli olduğunu anlatabilirlerse böyle bir tartışma hiç gündeme gelmez. Bunu göstermek gümrük müşavirlerinin görevi. İyi uygulama örneği duyuyorum gümrük ile ilgili pek çok güzel uygulamalar görüyorum. Ben bu sektörün kendi mesleği açısından daha iyi pr yapması gerektiğini düşünüyorum. O zaman zamanla bu ücretlerle ilgili tartışmaların son bulacağını umuyorum.

Gümrük TV
Yorumlar
İlk Yorumu Siz Yapın
Yorumunuz
Diğer Gümrük Röportaj Haberleri